Mevcut Sorun

Azalan doğal kaynaklar, biyolojik çeşitliliğin kaybı ve iklim değişikliği, ekonomik refahımızın temelleri ve insan varlığı için gerekli çevresel koşullar bakımından ciddi tehditler oluşturmakta. Bütün bu problemler, doğal kaynakların aşırı kullanımından kaynaklanmakta, ancak sürdürülebilir kalkınma ilkeleri izlenerek planlama aşamasında çözülebilirler. Sürdürülebilir büyüme, doğal kaynakların daha iyi yönetilmesinin yanı sıra karar alma süreçlerine etkin katılım ve toplumun demokratikleşmesi süreçlerine de katkıda bulunacaktır.

Doğal kaynakları etkileme ihtimali olan her girişimin sürdürülebilirliğinin planlama aşamasında değerlendirilmesi, en iyi uluslararası ve uzun vadeli hukuki uygulamadır ve bu da projeler için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED’ler) ve plan ve programlar için ise Stratejik Çevresel Değerlendirme (SÇD’ler) yoluyla elde edilir.

Kapsamlı, objektif, şeffaf ve etraflı değerlendirmelerin sağlanması için, karar alma süreçlerinde, ilgili ve etkilenen bütün tarafların proje, plan veya program ile ilgili görüşlerini belirtebilecekleri halkın katılımı toplantıları düzelenmekte. Her ne kadar ÇED ve SÇD sadece çevre odaklı görünse de, bu yönleriyle kırsal ve sosyal gelişim, sürdürülebilir kaynak kullanımı, katılımcı yönetim,  çevresel adalet gibi geniş bir konu yelpazesine de hitap ediyor. Bu nedenle bu karar alma süreçlerinde sivil toplumun katılımı, katılımcı demokrasilerin kuvvetlendirilmesi, toplumun geleceğini etkileyen kararlarda aidiyet duygusunun artması ve sürdürülebilir kalkınmaya katkı sahibi olunması açılarından da  önem taşır.

Projenin hayata geçirildiği Arnavutluk, Bosna–Hersek, Karadağ, Sırbistan ve Türkiye’de, yatırımların çevreye etkilerinin değerlendirilmesi konusunda çeşitli yasal yükümlülükler ya da uluslararası anlaşmalar yürürlükte. Ancak söz konusu yükümlülüklerin ilgili kamu kuruluşları tarafından hayata geçirilme süreçleri çoğunlukla şekilsel kalırken; uygulamada,  değerlendirmelerin kalitesizliği, doğal kaynakların ciddi bir şekilde etkilenmesi, sivil toplum ve yerel halkın katılımından yoksun, şeffaflıktan uzak karar alma süreçleri ile karşılaşılmakta. Proje, bu aksaklıklardan hareketle sivil toplum kuruluşları ve yerel halkın doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı konusunda söz sahibi olacağı, katılımcı ve şeffaf bir yasal çerçevenin geliştirilmesi yönünde politika önerileri sunacak.